24 Haziran Seçim İttifaklarının Uluslararası Planda Karşılaştırması ve Temsilde Adalet İlkesi

21 Ekim 2007’de halkoyuna sunulan anayasa değişikliğinde cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesini düzenleyen değişiklikten sonra parlamenter sistemimizin anayasal literatürde yarı-başkanlık sistemine doğru evrildiğini tecrübe ettikten sonra 16 Nisan 2017 referandumu ile Türkiye artık bir tür başkanlık sistemi olarak adlandırabileceğimiz veyahut en azından başkanlık sistemi olması saikiyle yola çıkılan “Cumhurbaşkanlığı Sistemi”’ne geçtiğini kabul etmiş bulunmaktayız. Bu referandum sonrasında uyum yasaları adı verilen ve yeni sisteme kademeli olarak geçişi sağlayacak yasaların çıkartılması gündemimize girmiş bulunmaktadır. Bu yasalar arasında cumhurbaşkanının partili olmasının önündeki engeli kaldıran yasal düzenlemeden sonra aşağıdaki incelemelerin temel konusunu teşkil edecek olan 26 maddelik, Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanunu, Siyasi Partiler Kanunu, Mahalli İdareler Kanunu ve Milletvekilliği Kanunu’nda önemli değişiklikler yapan 7102 sayılı “Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun” Resmi Gazete’de yayımlanmak suretiyle yürürlüğe girmiştir. Bu yasa en genel anlamda yasama ve cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde partiler arası seçim ittifaklarının yasal zemine oturtulması amacıyla seçim kanununda önemli değişiklikler yapmaktadır. Bu değişiklikler ekseninde artık siyasi partiler Türkiye’nin 1991 sonrası deneyimlediği koalisyonları seçim öncesi koalisyonlar olarak yeni yönetim sisteminde deneyimleyecektir. Karşılaştırmalı hukuk açısından bakıldığında başkanlık sistemlerinde ve parlamenter sistemlerde seçim öncesi koalisyonların ya da gündemimizdeki adıyla ittifakların
varlığı çeşitli ülkelerde kendini göstermektedir. Özellikle Latin Amerika ve Afrika tipi başkanlık sistemlerinde hem başkanlık ittifakları hem de parlamento ittifakları siyasi hayatta önemli rol oynamaktadır. Ayrıca İtalya, Almanya gibi parlamenter rejimlerde de seçim öncesi koalisyonları
görmekteyiz. Bunların yanı sıra tek isimli iki turlu seçim sisteminin bir getirisi olarak Fransız tipi yarı-başkanlık siteminde de ittifakların varlığına şahit olmaktayız. Ancak üzerinde durulması gereken çok önemli bir konu da bu yeni düzenleme ile seçim hukukunun ana ilkelerinden
olan “Temsilde Adalet” ilkesinin ilerleyen süreçte nasıl etkileneceğidir. Bu nedenle başta, ittifak olgusuna rastlanılan ülkeler incelenecek ve onların ittifak yasalarının başkanlık ve parlamenter sistem tabanlı bir karşılaştırması yapılacak; ardından 7102 sayılı Kanun’da düzenlenen yeni hükümlerin “Temsilde Adalet” ilkesine etkileri ittifaklar temel alınarak incelenecektir. Son olarak bu yeni olgu ile anayasal ilkenin seçim ve sonrası dönemde nasıl bir araya geleceği veyahut gelemeyeceği bildirilecektir.

Koalisyon ya da güncel adıyla ittifakları1 seçim öncesi ve sonrası olmak üzere iki ana dala ayırmak mümkündür. Bu ittifaklar seçim öncesi yapıldığında siyasette istikrarı sağlamaya olumlu bir katkı sağladığını söylemek gerekir ancak seçim öncesi ittifakların siyaset bilimi açısından olumsuz tarafları da bulunmaktadır. Örneğin seçim sonrasında ittifaka dâhil olan partilerin yeni pazarlıklara başvurması hükümetin kurulmasını ya da devamını olumsuz etkileyebilmektedir. Kırılgan demokrasilerde siyasi gelişimin tam olarak sağlanamaması nedeniyle ittifakların kalıcılığı tartışma konusudur. Ancak demokrasi kültürünün toplumun tabanlarına yayıldığı yönetimlerde koalisyonların demokratik bir istikrar sağlaması mümkündür. Bu son olguya Kuzey Avrupa ülkeleri ile Almanya örneğini vermek yerinde olacaktır.2 Bunların yanı sıra seçim ittifaklarının yaygınlaşması ülkedeki siyasi partileri ideolojik olarak etkilemekte ve genellikle iki bloklu yapılara yol açmaktadır. Ancak bu genelleme tabiatı gereği farklı siyasi sistemlere sahip ülkelerde farklı etkilere yol açabilmektedir. Bunun en büyük kıstası öncelikle ülkenin başkanlık, yarı-başkanlık ya da parlamenter sisteme göre yönetilmesi oluştururken, ikinci olarak seçim ittifaklarının kendi dinamiğini belirleyen seçim kanunlarındaki orantısız temsil oranıdır.

“Bu yasa en genel anlamda yasama ve cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde partiler arası seçim ittifaklarının yasal zemine
oturtulması amacıyla seçim kanununda önemli değişiklikler yapmaktadır.”

Seçim sistemleri bir ülkenin politik rejimini şekillendiren bir tür “sihirli iksir”dir.3 Bu açıdan bakıldığında ittifak ya da kamuoyunun alışkın olduğu biçimde koalisyonların farklı siyasi sistemlerde incelemek yerinde olacaktır. Başta Türkiye’nin 16 Nisan referandumundan
sonra evrilmeye başladığı başkanlık sistemlerinde ittifaklar olgusu4 değerlendirilecektir. Ardından yarı-başkanlık sistemi örneği olarak koalisyon olgusunun Fransa’daki farklı görünümü ve nihayet parlamenter sistemlerin örneği olarak Almanya ve İtalya örneği karşılaştırmalı olarak incelenecektir.

Başkanlık sistemlerinde seçim öncesi koalisyonlar iki şekilde karşımıza çıkmaktadır. Bunların ilki geçerli oyların salt çoğunluğunu gerektiren başkanlık seçimleri için yapılan koalisyonlar ve bu eksende parlamento seçimleri için gerçekleştirilen koalisyonlardır. Ancak özellikle Latin Amerika ve Afrika tipi başkanlık sistemlerinde başkan en önemli siyasi figürü oynadığı için ittifakların asıl önceliği başkanın kendi adaylarından seçilmesidir. Ancak başkanlık için yapılan ittifak ile parlamento seçimi için yapılan ittifak seçim dönemi içerisinde birbirini etkilemekte ve
sonunda parlamentoda da seçilecek başkanla uyumlu çalışacak bir çoğunluk sağlanmaya çalışılmaktadır. Güney Afrika Cumhuriyeti’nde ve Latin Amerika ülkelerinde partiler arası seçim öncesi oluşan platformlar marifetiyle bu iki tür koalisyonlar kurulmakta ve ülkelerin siyasi tarihinde kalıcı yerlerini sağlamlaştırmaktadırlar. Ayrıca başkanın güçlü yetkilerle donatılması ve görev süresine

getirilen kısıtlamaların az olması ile sistemin çoğunlukçu yapısının öne çıkması seçim öncesi platformları arttırmaktadır.5 Başkan adaylarının popülaritesinin seçim esnasında öne çıkması ideolojik olarak yakın partilerin “Kuyruk Etkisi” ile ittifaklar oluşturmasının başka bir nedenidir. Başkanlık için yapılan ittifakların diğer bir özelliği ise başkanlık seçimleri ile parlamento seçimlerinin yakın tarihlerde yapılması durumunda artış göstermeleridir. Çünkü küçük partiler bu durumda başkanlık seçimlerini kazanma şanslarını sadece koalisyon içerisinde görmektedirler.6 Ancak başkanlık sistemlerinde oluşturulan koalisyonların ortak seçim listesi ile parlamento seçimlerine katılması ülkeden ülkeye farklılık göstermektedir. İlerde ortak seçim listesinin temsilde adalet ilkesi açısından önemine değinileceği için bu kısımda ayrıntılı olarak bir değerlendirme yapılmayacaktır ancak Meksika koalisyon içi partilerin kendi seçim listeleri ve ortak liste ile parlamento seçimlerine girdikleri ülkelerden biridir. Çeşitli başkanlık sistemlerinde ittifak olgusunu açıklamak için Meksika ve Brezilya örnekleri üzerinde durulması yararlı olacaktır.

Meksika gibi hâkim parti sistemli Latin Amerika başkanlık sistemlerinde tek partinin başkanlık seçimlerinde %50’ye ulaşamamasından dolayı seçim öncesi parti ittifakları oldukça yaygın görünmektedir. Bu ittifaklar aynı zamanda parlamento seçimlerinde birlikte hareket etmekte ancak farklı aday listeleri ile seçimlere katılmaktadırlar. Buradaki asıl amaç ülkenin siyasi sisteminde başkanın çok önemli bir rol oynamasından dolayı başkanlığın elde edilmesi ve parlamentoda bu başkan ile ortak hareket edebilecek bir çoğunluk oluşturularak başkanın
siyasi tasarruflarının kolaylıkla yürürlüğe konmasıdır. Ancak Meksika örneğinde bu oluşturulan ittifakların lider temelli oluşu ve partiler arası ittifak tabanının kaygan olmasından dolayı seçim sonrası siyasi istikrarsızlıklara sık sık rastlanmaktadır.7 Bunun yanı sıra Meksika Seçim Kanunu’nda ittifak yapan partilerin farklı seçim listeleri ile seçime girmesinin önü açıldığı gibi kısmi ve toplam (ortak) seçim listeleri ile parlamento seçimlerine girilebilmesine imkân sağlanmıştır.8

Brezilya tipi koalisyoncu başkanlık sisteminde seçim ittifakları yetkileri arttırılmış başkanın etrafında birleşme ve sonrasında söz sahibi büyük koalisyon ortağı partinin diğer partiler ile seçim sonrası kurulacak hükümetteki bakanlıkların paylaştırılması temelinde hem başkanlık
seçimlerinde hem de parlamento seçimlerinde oluşmaktadır. Bu nedenle koalisyonların konjonktürel yapısı koalisyonun tabanını Meksika’da olduğu gibi kayganlaştırmakta ve devamlılıklarını sağlama konusunda problemler yaratmaktadır. Ancak Meksika’dan farklı olarak Brezilya’da çoğunluk sisteminin ve nispi temsil sisteminin farklı seçim çevrelerinde ayrı ayrı uygulanması gereği çoğunluk sistemli bölgelerde koalisyonlar kendi adları ve listeleri ile seçime girerken, nispi temsilin uygulandığı seçim çevrelerinde partiler kendi adları ve listeleri ile seçime katılmaktadırlar.9

Fransız menşeili yarı-başkanlık sistemi esasında güçlü yetkilerle donatılmış, yürütmenin başı konumundaki başkan ile tek isimli iki turlu çoğunluk sistemine dayanan seçim sistemi yatmaktadır. Başkanlık seçimlerinde ortak rakip olarak belirlenen başkan adayları karşısında siyasi partilerin ortak destekledikleri adaylar etrafında oluşan ittifaklar ilk turda başkan adaylarına salt çoğunluğu kazandırmak, bu ihtimal gerçekleşmez ise ittifakın ortak rakibi olan adayın ikinci turda seçilmesini engellemek amaçlı kurulmaktadır.10 Ancak incelenen konu ile daha yakından alakadar olan meclis seçimlerinde seçim sisteminin gerekli kıldığı ittifaklardır. Söz edilen tek isimli (dar bölge uygulamalı) iki turlu çoğunluk sistemi ilk turda partilerin aralarında çekilme(retrait) ve feragat(désistement) ile seçimlerde salt çoğunluk ile geçerli oyların ¼’ünü alabilecek adaylar konusunda partilerin ittifaklar kurmasına yol açmaktadır. Çünkü salt çoğunluk ile geçerli oyların ¼’ünü sağlayamayan adaylar balotaja(en ballotage) düşerek ikinci tura katılamamaktadırlar. Ayrıca ikinci tura katılan adaylar arasında ilk tur ile ikinci tur arasında 8 günlük süre partilerin ilk tur sonrası ortak adayı destekleme politikalarını engellemekte ve bu nedenle ilk tur öncesinde ikinci tur hesaplarını da kapsayan şeffaf
ittifak görüşmeleri ile seçimlere gidilmektedir. Bu durum seçim sisteminin bir getirisi olarak partilerin 1958 V. Cumhuriyet sonrası zorunluluk olarak ittifaklara yol açar. Ayrıca kurulan bu sistemin en büyük amacı sağ ve sol uçtaki radikal partileri elimine etmektir. Çünkü II. Dünya
Savaşı sonrası dönemde bu tür küçük ve radikal partiler militan demokrasi anlayışı gereği kurulan yeni demokratik sistemde istenmeyen partilerdir. Nitekim Fransa’da seçim sisteminin getirisi olarak mecliste sağ ve sol olarak iki ana blok oluşmakta böylece küçük partiler, büyük
partilerin içerisinde ideolojik olarak erimektedirler.11

Parlamenter sistemlerde seçim sonrası koalisyonların asıl olgu olmasının yanı sıra seçim öncesi koalisyonlar da varlığını göstermektedir. Ancak belirtmek gerekir ki parlamento içi çoğulculuğu destekleyen parlamenter sistemlerde partilerin doğal olarak sadece kendi adlarına seçime girmeleri ve parlamentoda temsil ettikleri halk kitlesini böylelikle söz sahibi yapmaları öncelikli unsurdur. Ancak “küçük seçim çevresi” (low district magnitude) ve yüksek seçim barajı olan orantısız seçim sistemleri hem büyük hem de küçük partilerin işbirliğine gitmesini kolaylaştırmaktadır.12 Bu durumlarda genellikle ideolojik olarak birbirine yakın partiler arasında seçim öncesi koalisyonların kurulması ve işlemesi daha olasıdır. Çünkü ideolojik olarak birbirinden uzak partilerin seçim öncesi koalisyon yapmaları durumunda bu partilerin seçmenleri doğal olarak ittifaka oy vermekten imtina edecek ve kurulan koalisyon potansiyelinin altında bir oy oranında kalacaktır.13 Parlamenter sistemlerde seçim öncesi ittifak kuran partiler bakanlıkların dağılımı, ittifakın temel işbirliği hatları, seçim bölgelerinde gösterilecek aday profili, ortak seçim listesi ile girilecek ise bu listenin formasyonu ve seçim sonrası kurulan ittifakın hareket planı ile lider kadrosunu belirlerler.14 Parlamenter sistemlerde koalisyonları anlayabilmek adına Almanya ve İtalya örneklerinin incelenmesi gerekir.

Almanya’nın parlamenter sistemi ve demokratik sosyal yapısı uzun zamandır hiçbir partiye tek başına parlamento çoğunluğunu elde etme şansı vermemektedir. Bu nedenle Duverger’nin siyasi parti sayısı sisteminde Almaya iki buçuk parti sistemi olarak adlandırılmaktadır. İktidarı isteyen iki büyük parti sürekli biçimde koalisyon ortağı olarak belirlediği bir küçük parti ile dönüşümlü olarak seçim sonrası koalisyon kurmaktadır.15 Ancak Almanya’da siyasi partiler seçim öncesinde ittifak kuracakları partileri örtülü olarak kamuoyuna duyurmakta ve böylece seçim sürecinde kendilerinin ülkedeki siyasi istikrarı sağlayacaklarını seçmenlere bildirmek yolu ile oy kazanmaya çalışmaktadır. Hal bu iken seçim öncesi bu koalisyon belirtileri seçimler sırasında partilerin kendi seçim politikasını etkilememekte ve söz konusu koalisyon partileri müstakbel ortaklarına oy verilmesini teşvik etmemektedir. İşbu koalisyon seçim öncesi tamamen oluşmamakla birlikte seçim sonrasına bırakılmaktadır.16

İtalya›da ise seçim sisteminin ve ülkenin siyasi tarihindeki yolsuzluk geçmişinin (Temiz Eller operasyonu) etkisi olarak toplumda siyasi partilere olan güven azalmış, bunun neticesinde dar bölgeye dayanan seçim sisteminde tek bir partinin adayını seçtirmesi zorlaşmış ve böylelikle ittifaklar siyasi sistemde kendilerine yer edinmişlerdir. Kurulan bu seçim öncesi ittifaklarda parti liderleri başbakan adayı olarak çıkmakta, siyasi anlaşmalar ile kurulan ortak söylemler ile platform şeklindeki yapılar mecliste en çok koltuk kazanmaya çalışmaktadır. Bu sistemde küçük partilerin çokluğu bölünmüş bir siyasi parti yapısına neden olmak ile birlikte küçük seçim çevrelerinde bu partilerin oylarının kilit rol oynaması nedeniyle sistem parçalanmış iki kutuplu bir yapıya evrilmiştir.17 Bu siyasi ortamdan dolayı seçim kanunu seçim öncesi ittifakları destekler niteliktedir.18 Ancak temsilde adalet ile ilgili olarak değinilmesi gereken iki önemli nokta vardır. İtalya’da platformlar seçimlere ortak bir aday listesi19 ile girerler. Ayrıca ittifaklar içi seçim barajları belirlenmesi temsili düşük olmasına rağmen partilerin çok düşük oy ile meclis ve senatoya girmesini engellemektedir. Buna göre eğer bir parti ittifak dışı seçime katılırsa Temsilciler Meclisi için 4%, Senato için 8% barajı geçmesi gerekirken, ittifak içerisinde katılırsa Temsilciler Meclisi için 2%, Senato için 3% barajı geçmesi gerekir. Bu durum ittifakları teşvik etmekle birlikte sadece ittifakın oyları ile Meclis ve Senatoya girecek partilerin önünü almakta böylece yönetimde istikrar ilkesinin etkili bir uygulaması yapılmaktadır. Bunun yanında partilerin daha da bölünmesi bu barajlar ile kontrol altına alınmak istenmektedir. Çünkü barajsız seçim sistemlerinde küçük partilerin büyük partilerden sık sık ayrılma ve parti sayısını orantısız arttırma motivasyonları bulunmaktadır.

24 Haziran seçimleri ile Türkiye gündemine giren ittifak olgusuna uluslararası bir karşılaştırma yaptıktan sonra gelmek gerekirse öncelikle Türkiye’nin başkanlı bir siyasal sisteme geçtiğinin görülmesi gerekir. Mecliste kabul edilen 7102 sayılı Yeni Seçim Kanunu ile birinci olarak bu sisteme uyum sağlanması adı altında siyasi partilerin seçim öncesinde koalisyon yapmalarının önündeki engel mevzuattan kaldırılmıştır. Böylelikle artık genel seçim oy pusulasında ittifak yapan partiler aynı sütun içerisinde ve ittifak adı altında yan yana yer alacak ve seçmenler tek tek partilere oy verebilecekleri gibi ittifakın kendisine de oy verebilecektir. İttifak kuran partiler
YSK’ye bildirim sureti ile ittifaklarını şekillendirecek ve seçim sürecinde ortak bir propaganda sürecine gireceklerdir. Bu propagandanın ise iki temel amacı olacaktır: İttifakın Cumhurbaşkanı adayını seçtirmek ve Meclis’te çoğunluğu sağlamak. Bu durum Latin Amerika ve Afrika tipi başkanlık sistemlerinde görülen mekanizma ile benzerlikler taşımaktadır. Ancak ittifakların içerisindeki partilerin ayrı Cumhurbaşkanı adayı çıkarmaları durumu da şu anki siyasi pratikte kendini gösteren bir olgudur. Bu durumda ittifakın rolü Cumhurbaşkanlığı seçimlerindeki ikinci turda daha ön plana çıkacaktır. Ancak Meclis için kurulan ittifak çoğunluğu elde etmek adına devam etmektedir. Türkiye’nin son yıllarda hâkim parti sistemine evrilmesinin de bir sonucu olarak siyasi parti yapısı iki bloklu bir yapıya dönüşme izlenimi uyandırmaktadır. Bu durum küçük partiler ana muhalefet ve iktidar partileri altında ideolojik olarak erimeleri sonucunu doğuracaktır. Ayrıyeten ittifak içi partiler eğer ittifakın kendisi %10’luk seçim barajını geçerse meclise girecek ve bu durum küçük partilerin ittifak yapma motivasyonunu arttıracaktır. Özellikle iktidar partisi karşısında yer alacak ittifak veya ittifaklarda bu olgu kendini göstermesi kuvvetle muhtemeldir. Böylelikle parti sayısının artması ve parti bölünmelerinin çoğalması olasıdır. Bunların dışında eğer ittifak mecliste çoğunluğu sağlamasına rağmen büyük iktidar ortağı tek başına salt çoğunluğu sağlayamazsa ve küçük ittifak ortağına bağlı bir konuma düşerse ittifakın seçim sonrası geleceği bu partiler arası anlaşmazlık ve krizlerin doğmasına bağımlı olacaktır. Çünkü küçük ittifak ortağı parti bu durumda kendi isteklerinin ön plana çıkmasını isteyecektir.

Kamuoyunda “İttifak Kanunu” olarak bilinen kanun ile ilgili hukuksal incelemeye geçmek için öncelikle seçim sistemlerindeki değişikliklerin genellikle kriz dönemleri neticesinde yapıldığının bilinmesi gerekir. Aksi durumun örneği dünya tarihinde pek nadirdir.20 Ardından değinilmesi gereken temel bir konu ise anayasal literatürde seçimlerin iki temel ilke kapsamında düzenlenmesidir. Bunlar “Temsilde Adalet” ve “Yönetimde İstikrar” ilkeleridir. Temsilde adalet, kullanılan her oyun parlamentoda adalete uygun biçimde temsil edilmesi olarak tanımlanabilirken yönetimde istikrar genel bağlamda ülkede seçim sonrası yönetme kabiliyetine erişebilen bir çoğunluk yaratmaktır. Anayasamızın 67. maddesi bu iki temel anayasal ilkenin ışığında seçim kanunlarının yapılmasına hükmetmektedir.21 Bu nedenle yeni çıkarılan seçim kanununun temsilde adalet ilkesi ışığında incelenmesi anayasal bir gerekliliktir.

7102 sayılı “Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik yapılmasına İlişkin Kanun” ile seçim sistemimizde seçim güvenliği, seçmen kütüklerinin düzenlemesi, sandık çevrelerinin yeniden belirlenmesi, partisinden istifa
eden milletvekillerinin başka bir partiden aday olabilmesi, seçmen yaşının 18’e indirilmesi, Cumhurbaşkanlığı seçimi ile genel seçimlerin eş zamanlı yapılması gibi birçok ek düzenleme getirilse de “Temsilde Adalet” ilkesi kapsamında değerlendirilmesi gereken 3 önemli düzenleme ön plana çıkmaktadır. Bunlar: Sadece ittifakların kendilerine %10’luk seçim barajının uygulanması, ittifakların aldıkları oyların toplamı neticesinde çıkardıkları milletvekili sayısı ve ittifak ortaklarına dağıtımı ve nihayet ittifak oylarının üye partilere paylaştırılmasıdır. Bu üç temel düzenlemeyi temsilde adalet ilkesine uygunlukları kapsamında değerlendirmek gerekir.

İlk olarak, seçim barajının elbette temsilde adalet ilkesi ile bağdaştırılacak bir yönü yoktur. Bu uygulama daha çok yönetimde istikrar ilkesi ile ilgilidir. Ancak değinilmesi gereken nokta şudur: 7102 sayılı Kanun’un 20. Maddesi’nde öngörülen düzene göre partiler eğer seçime bir ittifakın içerisinde girerlerse ittifak ortağı partiler tek başına %10’luk seçim barajını geçmek zorunda kalmayacak, sadece ittifakın toplam oyunun %10’luk barajı geçmesi mecliste temsil için yeterli olacaktır. Bu durumda eski kanun döneminde %10’luk seçim barajını aşamadıklarından dolayı mecliste temsil edilemeyen partilerin temsili mümkün olacaktır. Ancak yukarıda da değinildiği üzere bu durum partilerin bölünme motivasyonunu arttırabilme kabiliyetindedir. Ayrıca görülmesi gereken şudur ki: “Cumhur İttifakı” çerçevesinde MHP’nin, olası bir CHP-İYİ Parti-Saadet Partisi temelli bir ittifakta ise İyiParti ve Saadet Partisi ile olası diğer küçük ittifak ortağı partilerin baraj engeline takılmadan TBMM’de temsilinin önünün açıldığıdır. Bu durum istenilen siyasi sonuca uymayacağı bir kenara bırakılırsa “Temsilde Adalet” ilkesi adına bir kazanç olarak sayılabilir.22

İkinci olarak, kurulan ittifakların kendi milletvekili sayısının hesaplanması ve sonrasında bu milletvekili sayısının her seçim çevresinde ittifak oylarının paylaştırılmasından sonra ittifak üyesi partiler arasında paylaştırılması sorunsalı karşımıza ilgili Kanun’un 21. Maddesi’nde çıkmaktadır.23 Bu maddenin temel olarak temsilde adalet ilkesi ile ilgili birtakım belirsizlikler yarattığını söylemek mümkündür. Çünkü ittifak toplam oyları neticesinde belirlenecek olan milletvekili sayısı her seçim çevresinde ittifak üyelerine dağıtılması esnasında matematiksel olarak uyumsuzluklar yaratabilir. Örneğin bir seçim çevresinde ittifak 5 milletvekili çıkarmış olsun ancak ittifak üyelerinin oy paylaştırılmasından sonra karşılıklı milletvekili için
uygulanacak oranları 1/3 olsun. Bu durumda 5 milletvekilinden 1’ini bir ittifak ortağı, 3’ünü diğer ittifak ortağı çıkarmış olacaktır, ancak kalan 1 milletvekili hangi parti
tarafından çıkarılmış sayılacaktır? Birçok seçim çevresinde karşılaşılabilecek bu durum büyük bir belirsizlik olarak karşımızda bulunmakta ve temsilde adalet ilkesini doğrudan etkileyecek güçtedir.

Son olarak, ittifak oylarının ittifak üyesi partilere paylaştırılması incelenmelidir. Seçmen oylarının paylaştırılması anlamına gelecek ve temsili etkileyecek olan oy sayılarının partilere bölüştürülmesi yine “Temsilde Adalet” ilkesi için büyük bir belirsizlik yaratmaktadır. Daha detaylı açıklamak gerekirse Yeni Seçim Kanunu ile artık seçmenler hem tek tek ittifak üyesi partilere oy verebilecek hem de ittifakın kendisine oy pusulasındaki ittifak sütununa mühür basarak oy verebilecektir. Böylece ittifak üyesi partilerin tek başına oyları ile ittifakın kendi oyları oluşacaktır. Bu oyların dağıtılması ise ilgili Kanun’un 18. Maddesi’nde düzenlenmektedir.24 Bu maddeye göre örneğin bir seçim çevresinde toplam C ittifakı (A ve M partilerinden oluşan) oyunun 200 olduğunu düşünelim. Bu oyların 70’i A partisinin tek başına aldığı oy, 30’u M partisinin tek başına aldığı oy ve 100’ü ittifaka verilen oylar olsun. Bu durumda ittifak üyesi partilerin birbirlerine göre yüzde oy oranları A partisi için %70 iken M partisi için %30’dur. Bu nedenle ittifak oyları üye partilere bu oranlar yardımıyla dağıtılacaktır. Yani 100 ittifak oyunun %70’si 70 oy A partisine, %30’u 30 oy M partisine paylaştırılacaktır. Neticede A partisi 140, M partisi 60 oy alacak ve seçim çevresindeki milletvekili paylaşımına yukarıda belirtilen ittifak milletvekili uygulaması da dikkate alınarak girecektir. Ancak burada görülmesi gereken ittifak oylarının seçmenler tarafından uygulanacak yüzde ile verilmesinin kesin olmadığıdır. Örneğin o seçim çevresinde ittifaka verilen oyların seçmeni %90 A partisi seçmenidir ve aslında 100 oyun içerisinde 90 oy A partisine, 10 oy M partisine verilmek saiki ile ittifaka oy verilmiştir. Böyle bir durumda yine %70 ve %30 ile hesap yapılacağı için seçmen aslında temsil edilmek istemediği parti tarafından temsil edilebilir. Yani ittifakın milletvekilleri paylaştırıldıktan sonra seçmenin aslında tercihi olmayan parti üyesi milletvekilleri o seçmenlerin oyu ile meclise girebilirler. Bu büyük belirsizlik özellik büyük şehirlerdeki seçim çevreleri düşünüldüğünde daha da ön plana çıkmaktadır. Bir başka açıdan bakmak gerekirse bu durum ideolojik olarak birbirine yakın partilerin seçmenleri için büyük bir öngörülemezlik değilken ideolojisi birbirinden uzak olan partilerin seçmenleri için büyük bir belirsizliktir. Anlaşılacağı gibi “Temsilde Adalet” ilkesi bu madde ile belirsizleştirilme durumundadır.

Sonuç olarak, seçim öncesi koalisyonların farklı siyasi yönetimler altında nasıl şekillendiği incelenmiş bulunmakta ve bu doğrultuda Türkiye’de gerçekleşen ve gerçekleşecek olanların özellikle Latin Amerika’da görülen örneklere benzediği anlaşılmaktadır. Çünkü Cumhurbaşkanlığı odaklı gerçekleştirilecek seçim öncesi koalisyonlar aynı zamanda mecliste Cumhurbaşkanı ile uyumlu çalışacak bir çoğunluk yaratmak gayesindedir. Bunun yanı sıra
Yeni Seçim Kanunu ile “Temsilde Adalet” ilkesi arasındaki etkileşim incelenmiş ve özellikle ilgili Kanun’un 18 ve 21. Maddeleri bu ilke için belirsizlik yaratabileceğine dikkat çekilmiştir. Buna çözüm olarak İtalya’da ve Meksika’da uygulanan seçim öncesi koalisyonların seçimlere ortak seçim listesi ile girmesi sunulabilir. Çünkü böylece seçmen ittifaka oy verirken hangi adaya oy verebildiğini açıkça görmekte ve ona göre oy verebilmektedir. Ayrıca seçim sonrası oy ve milletvekili paylaşımı sırasındaki karışıklıkların böylelikle önüne geçilebilir. Nihayet Türkiye’nin başkanlı bir sisteme doğru evrildiği bu dönemde seçim öncesi koalisyonların ve Yeni Seçim Kanunun uygulamasının nasıl olacağını ilk defa deneyimleyecek seçmen, bizatihi bu iki olgu hakkında kendi demokratik kanaatini oluşturacaktır.

  1. Her ne kadar seçim ittifaklarına koalisyon denmesine karşı
    çıkılsa da koalisyonları sadece seçim sonrası bir olgu olarak
    kabul etmek yerinde olmayacağı için ve bu iki kavramın Batı
    dillerinde “Coalition” olarak geçmesinden dolayı farklı kavramlar olduğunu söylemek gerçeği yansıtmamakta ve bu
    ayrımın siyasi anlamı dışında herhangi hukuksal bir önemi bulunmamaktadır.
  2. “Coalitions: A Guide for Political Parties”, The National
    Democratic Institute & The Oslo Center for Peace and Human Rights, (2015), s. 20.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir