KEFALETTE EŞİN RIZASINA İLİŞKİN DÜZENLEMENİN AVAL BAKIMINDAN UYGULANMASI

Eşin rızasının TBK m. 603 hükmü lafzına rağmen avale uygulanmaması Kanun koyucunun iradesine aykırı olacağı öne sürülmüşse de öğretideki baskın görüş avalde eşin rızasının ve kefalet sözleşmesinin şekil ve ehliyete ilişkin diğer hükümlerinin uygulanmasının kamu güvenine mahzar ve tedavül kabiliyetini haiz olan kambiyo senetlerinin bu nitelikleriyle uyuşmayacağı yönündedir.

Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu, yakın tarihte vermiş olduğu karar ile konuyu etraflı bir biçimde incelemiş, konuya ilişkin menfi ve müspet görüşlere dayanaklarıyla birlikte yer vererek konuya büyük ölçüde aydınlık getirmiştir.

ÖZET

Eşin rızası, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 584. maddesinde mahkemece verilmiş bir ayrılık kararı olmadıkça veya yasal olarak ayrı yaşama hakkı doğmadıkça eşlerden birinin kefil olması bakımından bir geçerlilik şartı olarak düzenlenmiştir. Bununla birlikte Kanun koyucu TBK’nin kefalete ilişkin hükümlerine, mehaz İsviçre Borçlar Kanunu’nda ve 818 sayılı eski Borçlar Kanunu’nda (eBK) karşılığı bulunmayan TBK m. 603 hükmünü eklemiştir. Buna göre; kefaletin şekline, kefil olma ehliyetine ve eşin rızasına ilişkin hükümler, gerçek kişilerce, kişisel güvence verilmesine ilişkin olarak başka ad altında yapılan diğer sözleşmelere de uygulanacaktır. Başka ad altında yapılacak diğer sözleşmeler gibi belirsiz bir ifade kullanılıp, madde gerekçesinde de doyurucu bir açıklama yapılmaması kanunun amacının olması gerektiği yansıtılamaması sonucunu doğurmuş ve tüm şahsi teminat sözleşmelerinin eşin rızası da dahil olmak üzere madde lafzında geçen ek şartlara tabi olacağı yönünde yorumlar yapılmasına neden olmuştur. Özellikle Türk Ticaret Kanunu’nda düzenlenen ve poliçe bedelinin kısmen veya tamamen ödenmesini teminat altına alan aval kurumunun TBK m. 603 hükmünün uygulama alanına girip girmediği meselesine, yargı kararları ve öğretide farklı çözümler getirilmiştir. Eşin rızasının TBK m. 603 hükmü lafzına rağmen avale uygulanmaması Kanun koyucunun iradesine aykırı olacağı öne sürülmüşse de öğretideki baskın görüş avalde eşin
rızasının ve kefalet sözleşmesinin şekil ve ehliyete ilişkin diğer hükümlerinin uygulanmasının kamu güvenine mahzar ve tedavül kabiliyetini haiz olan kambiyo senetlerinin bu nitelikleriyle uyuşmayacağı yönündedir. Nihayet Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulunun 20.04.2018 tarihli kararı1 ile TBK m. 603 hükmünün aval kurumu bakımından uygulanmasının gerekmediğine hükmolunmuştur.

I. GİRİŞ

Kefalet sözleşmesinde eşin rızasına ilişkin düzenleme TBK’nin 584’üncü maddesinde yer almaktadır. Buna göre; eşlerden birinin kefil olması, mahkemece verilmiş bir ayrılık kararı olmadıkça veya yasal olarak ayrı yaşama hakkı doğmadıkça diğer eşin yazılı rızasına bağlıdır. Benzer düzenleme, mehaz İsviçre Borçlar Kanunu ve eBK’de de bulunmaktadır. Bu çalışmada araştırılan konu TBK m. 584 ile ilgili olmayıp yukarıda mezkûr kanunlarda bulunmayan, yeni bir düzenleme olan TBK m. 603’e ilişkindir. Kefalet sözleşmesinin uygulama alanını genişleten TBK m. 603’e göre kefaletin şekline, kefil olma ehliyetine ve eşin rızasına ilişkin hükümler kişisel güvence verilmesine ilişkin başka ad altında yapılan diğer sözleşmelere de uygulanacaktır. Kanun gerekçesinde bu hüküm ile, kefili koruyucu hükümlere tâbi olmamak amacıyla hareket edilmesini ve bu bağlamda alacaklıların kefili koruyucu hükümlerden kurtulmalarının ve bunları dolanmalarının önüne geçmeyi hedeflendiği2 görülmektedir. Fakat hangi sözleşmelerin kişisel güvence sözleşmesi sayılarak eşin rızasına ve diğer şartlara ilişkin hükümlere tabi tutulacakları madde lafzından ve madde gerekçesinden açıkça anlaşılmamaktadır. Maddenin belirsiz ifadelerle düzenlenmesinden dolayı TBK m. 583 vd. hükümlerinde yer alan eşin rızası ile kefaletin şekline ve kefil olma ehliyetine ilişkin diğer hükümlerin kıymetli evrak hukuku ve bilhassa teminat niteliğini haiz olan aval bakımından da aranmasının mümkün olup olmadığı sorusu akıllara gelmektedir. Gerekçede “…mesela kefalet sözleşmesi yerine üçüncü kişinin fiilini üstlenme sözleşmesi yapılmasında olduğu gibi…” diyerek bir açıklamada bulunulmaya çalışılmış ama yine de madde lafzının muğlaklığının önüne
geçilememiştir. Bundan dolayı uygulamada birçok uyuşmazlık meydana gelmiş, yargı yerlerince verilen çelişkili kararlar ve öğretide öne sürülen birçok görüş neticesinde iş içinden çıkılmaz bir hâl almıştır. Neticede Yargıtay vermiş olduğu İçtihadı Birleştirme Kararı ile meseleyi açıklığa kavuşturmuştur.

Bu çalışma, tartışılan husus kapsamında yer alan kavram ve kurumları kısaca açıklamak
ve konu ile ilgili öne sürülen görüşleri ve yargı kararlarını bütüncül bir bakış açısı ile ele
almak suretiyle İçtihadı Birleştirme Kararının isabetliliğini değerlendirmeyi amaçlamaktadır.

II. KONU İLE ALAKALI KAVRAM, KURUM VE YASAL DÜZENLEMELER

A. KEFALET SÖZLEŞMESİ VE ÖZELLİKLERİ

Sözleşme ilişkileri kural olarak taraflar arası (interpartes) hüküm doğurur. Ancak bazı hâllerde
alacaklı taraf bir teminat ihtiyacı duyabilir. Bu tip durumlarda teminat talep eden tarafa ayni
veya şahsi teminatlar verilir. Kefalet sözleşmesi bu teminatların verilmesi hususunda başvurulan yollardan biridir. Kefalet sözleşmesi Kanun’da yer alan tanımıyla kefilin alacaklıya karşı, borçlunun borcunu ifa etmemesinin sonuçlarından kişisel olarak sorumlu olmayı üstlendiği sözleşmedir.
(TBK m. 581)

Kefalet sözleşmesinde kefil, asıl borcun alacaklısına karşı, asıl borcun ifa edilmemesinden sorumlu olmayı, asıl borçlunun rızasına dahi ihtiyaç duymaksızın üstlenir. Bu bakımdan kefil, asıl borçlunun borcunu değil kendi edimini ifa etmektedir.3

Kefalet sözleşmesi kural olarak tek tarafa borç yükleyen bir sözleşmedir ve bu sözleşme ile kefil, alacaklıya karşı, asıl borçlunun borcunu ifa etmemesinden doğan sorumluluğu üstlenir.4

Yalnızca sözleşmeden doğan borçlar için değil para ile belirlenebilen haksız fiilden, sebepsiz zenginleşmeden veya kanundan doğan başka olgulardan (nafaka) doğan ilişkiler için kefalet güvencesi verilebilir. Öte yandan kefalet sözleşmesi mevcut ve geçerli bir borç için yapılabileceği gibi gelecekte doğacak veya koşula bağlı bir borç için de bu borç doğduğunda veya koşul gerçekleştiğin ifade etmek üzere yapılabilir.
(TBK m.582)

Unutulmaması gereken nokta kefalet sözleşmesinin kefil ile asıl borcun alacaklısı arasında yapılmasıdır. Yukarıda da belirtildiği gibi kefalet sözleşmesinin kurulması asıl borçlunun rızasından bağımsızdır. Bu yönüyle kefalet sözleşmesinde üçlü bir ilişkinin olduğu söylenebilir.5

Geçerli bir kefalet sözleşmesinden bahsedebilmek için sözleşmenin yazılı şekilde yapılması; salt evliler için eşin rızasının varlığı ve kefilin sorumlu olacağı azami miktar ile kefalet tarihinin ve kefaletin müteselsil olması durumunda kefilin bu hususları kendi el yazısıyla yazması şarttır. Sözleşme kapsamında sonradan yapılan ve kefilin sorumluluğunu artıran değişikliklerin de kefalet için öngörülen bu şekil şartlarına uygun olarak yapılması gerekir. (TBK m.583 vd.)

a) Kefalette eş rızasına ilişkin düzenleme ve bunu diğer kişisel güvence veren sözleşmelere uygulanması

Kefalette eş rızasına ilişkin düzenleme TBK m. 584’te yer alır. Buna göre mahkemece verilmiş bir ayrılık kararı veya yasal olarak doğmuş bir ayrılık hakkı yoksa eşlerden biri ancak diğerinin rızası ile kefil olabilir.
Bu düzenlemeye yönelik iş hayatında aksaklıklara yol açtığı ve ticari hayatın doğal akışını kesintiye uğrattığı eleştirileri sonrası 28/03/2013 tarihinde eklenen fıkrayla6 eş rızasının
aranmayacağı hâller şu şekilde sıralanmıştır:
• Ticaret siciline kayıtlı ticari işletmenin sahibi veya ticaret şirketinin ortak ya da yöneticisi tarafından işletme veya şirketle ilgili olarak verilecek kefaletler,
• Mesleki faaliyetleri ile ilgili olarak esnaf ve sanatkârlar siciline kayıtlı esnaf veya sanatkârlar tarafından verilecek kefaletler,
• 27/12/2006 tarihli ve 5570 sayılı Kamu Sermayeli Bankalar Tarafından Yürütülen Faiz Destekli Kredi Kullandırılmasına Dair Kanun kapsamında kullanılacak kredilerde verilecek kefaletler,
• Tarım kredi, tarım satış ve esnaf ve sanatkârlar kredi ve kefalet kooperatifleri ile kamu kurum ve kuruluşlarınca kooperatif ortaklarına kullandırılacak kredilerde verilecek kefaletler için eşin
rızası aranmaz. (TBK m. 584/3)

B. AVAL KURUMU VE ÖZELLİKLERİ

Aval, ticari hayatın teminat ihtiyacına cevap vermek amacıyla ortaya çıkmış kambiyo hukukuna özgü, kambiyo senedi borcunu senet üzerine yazılacak bir beyan ile teminat altına alan ve aval veren bakımından lehine aval verilen kişi (avalât) gibi sorumlu olmak sonucunu doğuran şahsi bir teminattır7. Avali düzenleyen TTK m. 700 vd. hükümlerine göre aval, bono (poliçe) bedelinin tamamen ya da kısmen güvence altına alındığı bir kambiyo taahhüdüdür. Aval veren (avalist), bu taahhüdü ile kambiyo ilişkisine dahil olur. Ayrıca aval, bir gerçek kişi veya organı vasıtasıyla bir tüzel kişi tarafından verilebilir.

Avalin şekli ile ilgili esaslar TTK’nin 701. maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre:

  1. Aval şerhi, poliçe veya alonj üzerine yazılır.
  2. Aval “aval içindir” veya bununla eş anlamlı başka bir ibareyle ifade edilir ve aval veren
    kişi tarafından imzalanır.
  3. Muhatabın veya düzenleyenin imzaları hariç olmak üzere, poliçenin yüzüne atılan her imza aval şerhi sayılır.
  4. Kimin için verildiği belirtilmemişse aval, düzenleyici için verilmiş sayılır.

Avalin hukuki niteliğinin ne olduğu konusu öğretide tartışmalıdır. Avalin bir tek taraflı hukuki işlem olduğu öne sürülse de8 baskın görüş avalin benzer diğer kambiyo hukuku işlemleri gibi bir sözleşme olduğu yönündedir.9
Son olarak belirtilmelidir ki kambiyo hukukunda geçerli imzaların istiklali prensibi gereği aval veren kişinin güvence altına aldığı borç, şekil dışında başka bir sebepten dolayı geçersiz olsa da aval veren taahhüdü ile bizzat bağlıdır.

C. KEFALET SÖZLEŞMESİ VE AVAL ARASINDAKİ FARKLAR10

• Aval kanuni şekli gereği ancak kambiyo senedi veya alonj üzerine yazılabilirken, kefalet, yazılı olması kaydıyla senet dâhil alelade başka bir kâğıda yazılabilir.
• Avalist, sadece senet metninden anlaşılabilen defileri ileri sürebilirken; kefil, asıl borçluya veya mirasçılarına ait olan ve asıl borçlunun ödeme güçlüğünden doğan defiler dışındaki tüm defileri alacaklıya karşı ileri sürebilir.

• Avalistin sorumluluğu müteselsil bir sorumlulukken kefil aksi kararlaştırılmamışsa ikincil (tali) sorumluluk altındadır. Yani alacaklı, asıl borçluya başvurmadan kefile borcun tahsili amacıyla
müracaat edemez.
• Avale ilişkin hükümler avali korumayı değil bilakis hamili korumayı amaçlar. Kefalet sözleşmesinde ise Kanun koyucunun, kefili alacaklı karşısında koruma gayesi kanun lafzından ve özünden açıkça anlaşılmaktadır. Bu açıdan iki kurum arasında korunan kişi ve menfaatler açısından fark vardır.

III. AVALDE EŞİN RIZASININ ARANMASI MESELESİ
A. YARGI KARARLARI

TBK’nin “Uygulama Alanı” başlıklı 603. maddesinin aval kurumunu da kapsayıp kapsamadığı hususu Yargıtay’ın çeşitli daireleri bakımından farklı değerlendirmelere tabi tutulmuştur. İlgili Yargıtay dairelerinin çelişkili kararlarının süreklilik göstermesi Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı’nı zorunlu kılmış neticede bu karar, 20.04.2018 tarihinde verilip 16.10.2018 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlanarak konuya büyük ölçüde açıklık getirmiştir. Bu çalışma bakımından incelenecek yargı kararlarının çerçevesini Anayasa Mahkemesi (AYM) ve Yargıtay 11, 12 ve 19. Dairelerinin konu ile alakalı vermiş olduğu kararlar oluşturmaktadır.

AYM, TBK m. 603 hükmünün aval bakımından uygulanmasının sözleşme özgürlüğünü ihlal ettiği ve Anayasa’nın m. 12, 13 ve 48 hükümlerine aykırı olduğu iddiasıyla ilgili İcra Hukuk Mahkemesi tarafından resen itiraz yoluyla önüne gelen somut olay hakkında verdiği kararda11 avalin ilgili hükmün uygulama alanına girdiği ön kabulüyle hareket etmiş ve olayda Anayasa’ya aykırılık bulunmadığı yönünde hüküm tesis etmiştir. Fakat ilgili kararda Sayın M. Emin Kuz yazdığı muhalefet şerhinde avalin bir sözleşme olmadığını, tek yanlı irade beyanı ile verildiğinden dolayı tek taraflı bir hukuki işlem olarak değerlendirilmesi gerektiğini ifade ederek madde lafzından kişisel güvence veren sözleşmelerden bahsedildiği için ilgili hükmün aval bakımından uygulanmaması gerektiğini belirtmiştir.

Aynı şekilde Yargıtay 11. Hukuk Dairesi de vermiş olduğu kararlarda12 istikrarlı bir biçimde eşin rızasının aval verilmesi için gerekli olduğunu ifade etmektedir.

Bununla birlikte Yargıtay’ın 12. Hukuk Dairesi, aksi yönde hükümler vermektedir. İlgili daire, vermiş olduğu bir kararda13 TTK’nin TBK karşısında özel hüküm (lex specialis) olduğu, TTK
karşısında genel hüküm teşkil eden TBK’nin ilgili hükümlerinin aval bakımından uygulanabilirliğinin bulunmadığı; başka bir kararında14 ise ticari işlere ticari hükümlerin uygulanacağına ilişkin olan TTK m. 3 hükmüne göre ticari iş sayılan kıymetli evraka, TTK’de yer almayan eşin rızası hükümlerinin uygulanamayacağı gerekçeleriyle bu sonuca ulaşmıştır.

Son olarak Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu, yakın tarihte vermiş olduğu karar15 ile konuyu etraflı bir biçimde incelemiş, konuya ilişkin menfi ve müspet görüşlere dayanaklarıyla birlikte yer vererek konuya büyük ölçüde aydınlık getirmiştir. Mezkûr kararda aval bakımından eşin rızasının aranmasının gerekmediği aşağıda sayılacak gerekçelerle ifade olunmuştur:
• Öncelikle belirtmek gerekir ki avale ilişkin şekil koşulları TTK m. 701 hükmünde açık ve ayrıntılı biçimde düzenlenmiştir. Bu hükümler düzenlenirken güdülen amaç kambiyo hukuku bakımından olmazsa olmaz unsurlar olan senetlerin mazhar olduğu kamu güveninin korunması ve haiz oldukları tedavül kabiliyetinin muhafaza edilmesidir. Kanun koyucunun bu amaçlarla kambiyo hukukuna has, özel bir kurum olan aval için getirmiş olduğu şekil şartlarına, genel hükümlerde düzenlenmiş kefalet sözleşmesine ilişkin şekil şartlarının ilave edilmesi kambiyo senedinde aval şerhinin şüphe uyandırması, avalden başka bütün senedin güvenliğini etkileyecek ve avale ilişkin hükümlerin asıl amacını teşkil eden hamile getirilen ek güvencenin
sarsılması suretiyle senet güvenliğini zedeleyecektir. Bu da senedin neredeyse varlık nedeni olan tedavül kabiliyetinin kaybolması sonucunu doğuracaktır.
• Yukarıda da ifade olunduğu gibi aval ve kefalete ilişkin hükümler korunan kişi ve menfaatler bakımından farklılıklar taşımaktadır. Bu bakımdan, sırf her iki kurumun da kişisel güvence niteliğinden dolayı avalin kefalete ilişkin hükümlere tabi tutulması normun koruma amacı bakımından isabetli olmayacaktır.

• Kamu güvenini mazhar olan kambiyo senetlerinin en önemli özelliği tedavül kabiliyetini haiz olmalarıdır. Kambiyo senetlerinin bu özelliği ancak senet metninin tereddüde yol açacak unsurlar içermemesi ve sonraki cirantaların güveninin sağlanması ile mümkün olur. Eşin rızasının aval bakımından aranması eşin rızasının senet üzerine ne surette yansıtılacağı sorusunu doğurmakla birlikte sonraki cirantalar bakımından avalistin medeni durumunu araştırmak gibi bir kambiyo hukukuyla bağdaşmayan külfet doğurabileceği için makul ve
işlevsel olmayacaktır. Öte yandan TTK’nin 701. maddesinin 3 numaralı bendinde muhatap ve düzenleyen dışında poliçe yüzünde imzası bulunan herkes aval sayılacaktır. Eşin rızasının poliçe yüzüne atılacak imza ile ibraz edilmesi eşin de aval sayılması sonucunu doğuracak ve hâliyle uygulamada ciddi sorunlar vuku bulacaktır.
• Eşin rızası ve avalistin medeni durumunu ispat eden kayıt ve belgelerin senede eklenmesi ise senedin hacmini bir hayli artıracak ve senedin tedavül kabiliyetinin –fiziksel olarak- zayıflamasına yol açacaktır.

• Son olarak kararda TBK m. 603 hükmünün gerekçesinde yer aldığı üzere tarafların kefalet sözleşmesine ilişkin hükümleri dolanmak maksadıyla avale başvurmaları endişesi yerinde görülmüş fakat bu endişenin Türk Medeni Kanunu’nun hakkın kötüye kullanılmasını yasaklayan 2. maddesi ve sözleşmenin ve tarafların iradesinin yorumlanmasına ilişkin TBK m. 19 hükmüyle bertaraf edileceği belirtilerek eşin rızasının aval bakımından aranmasına gerek olmadığına hükmedilmiştir

IV. SONUÇ

Yapılan çalışma sonucunda TBK m. 603 hükmü ile kefalet sözleşmesine ilişkin hükümlerin uygulama alanının belirsiz bir şekilde genişletildiği görülmüş ve yasaların belirliliği prensibine uygun getirilmemiş bu düzenleme uygulamada uyuşmazlıklar meydana getirmiştir. Bununla birlikte düzenlemeden kaynaklı bu belirsizliğin öğretide ve yargı kararlarında farklı şekilde değerlendirildiği müşahede edilmiştir. Öğretide büyük çoğunlukla görüşlerin eşin rızasına ve diğer şartlara ilişkin hükümlerin aval bakımından uygulama alanı olmadığı yönünde yoğunlaştığı görülse de Yargıtay Hukuk Dairelerinin süreklilik arz eden çelişik kararları bu yönde bir İçtihadı Birleştirme Kararı’nı zorunlu kılmıştır. Yakın tarihte verilen bu İçtihadı Birleştirme Kararı ile konu etraflıca incelenmiş ve aval kurumunun kambiyo hukukuna has özellikleri bakımından TBK m. 603 hükmünün uygulama alanına girmediği hükmolunmuştur.

Kararın ihtiva ettiği karşı oy yazılarının aile birliğinin korunmasını, ticari iş hayatının gerektirdiği sürati ve avalin en önemli işlevi olan senede tedavül hız ve kabiliyetinin sağlanmasına tercih ettiği görülmektedir. Her ne kadar öne sürülen görüşler dikkate şayan olsa da kurul tarafından oy çokluğu ile kabul edilen görüşün kanaatimizce iki ayrı kurumun koruma ve konulma amacına daha uygun olduğu görülmektedir. Bu yönüyle verilen İçtihadı Birleştirme Kararı geç
verilmiş olmakla birlikte gerekli ve yerindedir.

DİPNOTLAR

1.Y. İBGK, T. 20.04.18, E. 2017/4, K. 2018/5

2.TBK m. 603’ün gerekçesi için bkz. Türk Borçlar Kanunu Tasarısı, TBMM Dönem:23 C: 89, SS: 321, s. 107, (TBK Gerekçe).

3.Gümüş, M. A.: Borçlar Hukuku, Özel Hükümler, C.II, B. III, İstanbul 2014, s. 320 vd.

4.Eren, Fikret.: Borçlar Hukuku Özel Hükümler, B. 3, Ankara 2016.

5.Yavuz, Cevdet: Borçlar Hukuku Dersleri, Özel Hükümler, İstanbul 2018, s. 771 vd.

6.Mezkûr fıkra 6455 sayılı Gümrük Kanunu İle Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 77. Maddesiyle eklenmiştir.

7.Ülgen, H./Helvacı, M./ Kendigelen, A./Kaya, A.: Kıymetli Evrak Hukuku, Dokuzuncu Tıpkı Bası, İstanbul 2014, s. 169 vd.

8.Poroy, R./Tekinalp, Ü.: Kıymetli Evrak Hukuku Esasları, s. 207, N. 288a., İstanbul 2013.

9.Pulaşlı, H.: Kıymetli Evrak Hukukunun Esasları, s. 192-193, Ankara 2017.

10.İki kurum arasındaki farkların daha detaylı açıklaması için bkz. Poroy, R./Tekinalp, Ü.: s. 171, İstanbul 2013

11.AYM, 26.12.2013 T. E.2013/57, K. 2013/162. (R.G. T.12.12.2014, S.29203).

12.“Şahsi teminat sağlayan akitlere ve özellikle de kefalete benzemesi yönünden avale “poliçe kefaleti” ismi de verilmektedir bu nedenle kefalete eşin rızasına ilişkin hükümlerin TBK m. 603 uyarınca avalde de uygulanması gerekmekte olup doktrinde baskın görüş de bu doğrultudadır” bkz. Y. 11. HD., T. 25.04.2014, E. 2014/1231, K. 2014/7837

13.Y.12. HD., T. 04.07.2013, E. 16400, K. 25100

14.Y.12. HD., T. 06.05.11.2013, E. 8862, K. 17225

15.Y. İBGK, T. 20.04.18, E. 2017/4, K. 2018/5
Makale yazımında yardımına en çok başvurduğum eserin müellifi olan Mehmet Çelebi CAN hocama teşekkürü borç bilirim. İlgili makale için bkz. Can, M. Ç.: Türk Borçlar Kanunu’nun 603. Maddesinin Kıymetli Evrak Hukukunda Uygulanabilirliği- Avalde Eşin Rızası Aranmalı mı?, Gazi Üni. Hukuk Fak. Dergisi, C.XXI, Temmuz 2017, S.3, s.68

KAYNAKÇA
• Anayasa Mahkemesi Kararı için, www.resmigazete.gov.tr
• Eren, Fikret.: Borçlar Hukuku Özel Hükümler, B. 3, Ankara 2016.
• Can, M. Ç.: Türk Borçlar Kanunu’nun 603. Maddesinin Kıymetli Evrak Hukukunda Uygulanabilirliği- Avalde Eşin Rızası Aranmalı mı?, Gazi Üni. Hukuk Fak. Dergisi, C.XXI, Temmuz 2017, S.3, s.68
• Gümüş, M. A.: Borçlar Hukuku, Özel Hükümler, C.II, B. III, İstanbul 2014.
• Poroy, R./Tekinalp, Ü.: Kıymetli Evrak Hukuku Esasları, B. 21, İstanbul 2013.
• Pulaşlı, H.: Kıymetli Evrak Hukukunun Esasları, B. 5, Ankara 2017.
• Ülgen, H./Helvacı, M./ Kendigelen, A./Kaya, A.: Kıymetli Evrak Hukuku, Dokuzuncu Tıpkı Bası, İstanbul 2014.
• Yargıtay kararları için UYAP Bilgi Bankası ve www. kazanci.com.tr.
• Yavuz, Cevdet: Borçlar Hukuku Dersleri, Özel Hükümler, İstanbul 2018.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir