DEMOKRASİNİN ÇIKMAZLARI - Furkan Emre Karabulut

 Giriş

Demokrasi, ulaşıldığı takdirde devletleri muasır medeniyet seviyesine getiren üstün bir Batılı değer midir yoksa ancak kötü rejimlerin iyisi olarak mı nitelendirilebilir? Herkesin demokrat olmak iddiasını taşıdığı günümüz dünyasında demokrasi, korunması gereken önemli bir vasıf mıdır yoksa kumdan kalelerin arkasına saklanmış demode bir mit midir? Demokratik rejim, insanlık tarihinin icat ettiği en başarılı yönetim biçimi midir yoksa bu tarih içerisinde yalnızca sıradan bir teferruattan mı ibarettir? Kimilerine göre artık çoktan cevaplanmış bu sorular aslında hâlen canlıdır ve dünyamızın ve bölgemizin içinde bulunduğu duruma bakılırsa yeni tartışmalara gebedir.

Demokrasinin anavatanı olarak görülen Batı Avrupa’da son dönemde aşırı sağın yükselişe geçmesi neticesinde “gerçek” demokrasinin ne olduğuyla ilgili olarak farklı görüşler rağbet görmektedir. Demokrasi; liberal, katılımcı, müzakereci, çoğulcu demokrasi gibi farklı sıfatlarla bir arada kullanılmakta, demokrasinin özünde nasıl olması gerektiğine dair fikirler ileri sürülmektedir. Bu yazıda ise demokrasi böyle bir noktaya indirgenmeyecektir; önce teorik açıdan demokrasiye yöneltilen eleştiriler ifade edilecek, sonra ise pratikte günümüz demokrasisinin karşılaştığı meseleler ele alınacaktır. 


Demokrasiye Yönelik Eleştiriler

1. Antik Dönem

Demokrasi ilk kez Eski Yunan’da ortaya çıktığında bugünkü halinden oldukça farklı bir görünümdeydi. En önemli ayrılık, belli kesimlerin siyasi yaşama katılma hakkının bulunmamasıydı. Köleler, kadınlar ve yerleşik yabancılar oy kullanma hakkına sahip değillerdi. Bu sebeple nüfusun yaklaşık olarak %10’u siyasi hayata katılım sağlayabiliyordu (1).

Antik demokrasiye yönelik eleştiriler; genel anlamda halkın demagoglar tarafından kandırılması ihtimali, demokrasinin çoğunluğun tiranlığına dönüşmesi riski ve yönetenlerin işinin ehli ve liyakat sahibi insanlar olmaması şeklinde özetlenebilir. Özellikle Aristoteles, demokrasinin olumsuz bir özelliği olarak soylu olmayan, bayağı zevk sahibi insanların yönetimde baskın çıktığını belirtir (2) ve demagogların halkın duygularını istismar ederek iktidara gelebileceğine dikkat çeker. Bu sebeple Aristotales demokrasiyi değil, “politeia”yı ideal yönetim biçimi olarak görür. Platon da demokrasiyi içgüdülerin akla hâkim olduğu bir yönetim biçimi olarak tanımlar (3). Ona göre devleti yönetmesi gereken kişi, bu konuda gerekli bilgiye sahip olan filozof kraldır (4). Platon, aynı zamanda demokrasi yönetiminde aşırı özgürlüğün denetimsizliğe ve düzenin çöküşüne yol açacağını ve zorbalık rejiminin doğmasına sebep olacağını ifade eder (5).

2. Modern Dönem

Antik demokrasinin yıkılmasından yaklaşık iki bin yıl sonra demokrasi yeniden Batı Avrupa ve Kuzey Amerika’da uygulanmaya başlamıştır. Modern demokrasinin sorunları ve ona yönelik eleştiriler antik demokrasiye kıyasla çok daha karmaşıktır. Çünkü günümüzde doğrudan demokrasi yerine temsili demokrasi revaçtadır ve devletler azınlık hakları gibi Antik Yunan’da söz konusu olmayan birtakım meselelerle karşı karşıyadır. Bu yazıda modern dönemde demokrasi uygulamalarına ilişkin eleştiriler; elitist, katılımcı, muhafazakâr ve Marksist eleştiri şeklinde 4 başlık altında incelenecektir. Literatürde anarşist ve radikal eleştiri gibi farklı yaklaşımlar da mevcut olmakla birlikte, bu çalışmada konunun temel çerçevesini sunmak amacıyla mevcut sınıflandırma ile sınırlı kalınmıştır.


A. Elitist Eleştiri

Elitizm görüşü, özellikle uzmanlık gerektiren konularda halkın iradesi yerine siyasal elitin rolünü ön plana çıkarır. Bu akımın öncü isimlerinden biri olan Joseph Schumpeter; elitizm ve demokrasi fikrinin bağdaşabileceğini savunarak klasik demokrasi teorisine çeşitli eleştiriler getirmiş, demokratik veya rekabetçi elitizm olarak adlandırılan kuramı ortaya atmıştır (6). Yazara göre, bir genel iradeden söz edebilmek için belli belirsiz dürtülerden veya sloganlara sıkışmış düşüncelerden azade bir biçimde, herkesin neyi savunmak istediğini net bir şekilde bilmesi gerekir. Bunun için de insanların mantıksal çıkarım kurallarına göre meseleleri değerlendirebilmesi ve baskı gruplarından ve propagandadan bağımsız şekilde hareket edebilmesi lazımdır (7). Öte yandan Schumpeter, insanların özellikle kendilerine doğrudan etki etmeyen ulusal ve uluslararası meseleler hakkında sorumsuzca ve irrasyonel biçimde karar aldığını ifade eder (8). Bu görüş, elitizm taraftarlarının temel hareket noktalarından biridir. İnsanların bilgi birikiminin ve sorumluluk bilincinin zayıf olduğu bu konularda çıkar grupları daha aktif bir rol oynar ve böylece genellikle siyasi süreçlerde ortaya çıkan genel irade, gerçek değil üretilmiş bir irade olarak ortaya çıkar (9). Sonuç olarak elitizm anlayışına göre uzmanlık gerektiren konularda bilgisiz ve manipüle edilebilen seçmenin iradesi yerine siyasal elitin alacağı kararlar daha yerinde olacaktır.

B. Katılımcı eleştiri

Katılımcı demokrasi anlayışı, vatandaşların demokrasiye katılımının yalnızca oy kullanma hakkına indirgenmesine karşı çıkar. Yani bu yaklaşım, temsili demokrasinin ortaya çıkarabileceği olumsuzluklara dikkat çeker. Katılımcı demokrasi görüşüne göre; gerçek anlamda demokrasiden söz edilebilmesi için aktif yurttaşlık gerekir, vatandaşlar gerek sivil toplum gerekse çeşitli demokratik mekanizmalar aracılığıyla devlet yönetiminde etkili bir şekilde yer almalılardır. Özetle katılımcı anlayışın demokrasi uygulamalarına yönelik eleştirilerinin temelinde halkın siyasi hayata yeterince etki edememesi ve devletin bir grup siyasal elit tarafından idare edilmesi fikri yer alır. 

C. Muhafazakâr Eleştiri

Muhafazakâr görüşün demokrasiye yönelik eleştirilerinin temelinde genellikle demokrasinin gelenek ve toplumsal düzen gibi değerlere yönelik tehdit oluşturduğu gerekçesi bulunur. Muhafazakâr düşüncenin önde gelen ismi Edmund Burke, Fransız Devrimine yönelik eleştirilerinde devletin ve kurumların sürekliliğinin önemi üzerinde durmuştur (10). Geçmiş yüzyıllardaki tecrübelerden yola çıkarak büyük çaplı bir demokrasi rejiminin başarıya ulaşamayacağını savunan Burke, mutlak bir demokrasinin de tıpkı mutlak bir monarşi gibi geçerli bir rejim oluşturamayacağını ifade etmiştir. İngiliz düşünür, aynı zamanda demokrasilerde halkın çoğunluğunun da desteğiyle azınlıklara karşı meydana gelebilecek olan baskı ve zulmün monarşidekine kıyasla daha büyük ve yıkıcı olacağını öngörmüştür (11).

 D. Marksist Eleştiri

Marksist düşünürlerin karşı olduğu şey aslında burjuva demokrasisidir. Marksizm’e göre kapitalist demokrasi, görünürde bir eşitlik yaratsa da gerçekte burjuvazinin çıkarlarını korur ve sermayenin egemenliğini meşrulaştırır. Bu yaklaşıma göre demokrasinin doğru uygulanmasıyla meydana gelecek olan rejim, burjuva demokrasisi değil proletarya demokrasisidir (12). Örneğin Gramsci’ye göre mevcut kapitalist demokrasi sınırlı bir özgürlük alanı yaratarak kitleleri kontrol altında tutar, gerçek demokrasi ise işçi kurumları tarafından tabandan inşa edilmelidir (13). Herbert Marcuse de demokrasinin özgür insanların kendi kendilerini yönetmesi ve herkes için adalet anlamına geldiği kabul edildiği takdirde gerçek anlamda demokrasiden söz edilebilmesi için önce mevcut sahte demokrasinin ortadan kaldırılması gerektiğini ifade etmiştir (14), zira düşünüre göre efendilerin serbestçe seçilmesi, efendileri veya köleleri ortadan kaldırmaz (15).


Günümüzde Demokrasinin İçinde Bulunduğu Çıkmazlar

A. Medya ve Yönlendirilmeye Açık Halk Yığınları

Daha önce Schumpeter'in elitist eleştirisi bağlamında da tartışıldığı üzere; kitlelerin propaganda mekanizmaları ve baskı grupları tarafından yönlendirildiği bir politik düzende “gerçek” bir genel iradenin varlığından söz etmek mümkün değildir. Günümüzde eski dönemlere kıyasla çok daha fazla sayıda insana erişen ve daha etkili bir propaganda aracı olarak kullanılan geleneksel medyanın dışında sosyal medyanın da seçmen iradesinin yönlendirilmesi hususunda yadsınamaz bir gücü bulunmaktadır. Artık propaganda, hayatımızın her anına sirayet etmektedir. Özellikle kutuplaşmanın yüksek olduğu ülkelerde medya kuruluşlarının neredeyse tamamı, siyasi partilerin yayın organı gibi hareket etmektedir. Devletlerin, siyasi partilerin ve hatta politikacıların dahi sosyal medya trolleri vardır. Sosyal medyada farklı siyasi görüşleri taşıyan seçmenler, yalnızca kendileriyle aynı fikirleri paylaşan kişilerle etkileşime girerek yankı odalarına hapsolmaktadırlar. Kimsenin kaynağını araştırmaya tenezzül etmediği yeni nesil sosyal medya haberciliği sebebiyle dezenformasyon da seçmen iradesinin düzgün bir şekilde oluşmasına engel teşkil eden başka bir husustur. Tüm bu zikredilen sebeplerle bugün, medyanın ve propagandanın seçmen üzerindeki tesiri geçmişe kıyasla çok daha büyüktür. Dolayısıyla dünyanın en gelişmiş demokrasi örnekleri olarak gösterilen ülkelerde bile seçmen iradesinin oluşma biçimi arızalıdır ve bu açıdan gerçek anlamda bir demokrasiden söz edebilmek mümkün değildir. 

Halkın tamamına yakını uzmanlık gerektiren konular hakkında yeterli bilgiye sahip değildir -ki zaten bu, mümkün olmadığı gibi gerekli de değildir- ve bu sebeple söz konusu meselelerde kendisine vazedildiği şekilde düşünmektedir. Kendine has, özgün fikirlerle hareket eden seçmen sayısı yok denecek kadar azdır. Siyasi partiler de ideolojik kaygılarla değil ticari maksatlarla hareket eden birer propaganda merkezinden farksız durumdadır. Gerçek hayattaki bu tablo, halkın kendi kendisini yönetmesi şeklinde ifade edilen demokrasi anlatısından oldukça uzaktır. 

B. Temsili Demokrasi

Günümüz dünyasında İsviçre’deki birkaç kanton dışında temsili demokrasi modeli uygulanmaktadır çünkü nüfusu ve yüzölçümü büyük olan ulus devletler açısından ülke genelinde doğrudan demokrasinin uygulanması mümkün gözükmemektedir. Temsili demokrasi, temelde halkın birtakım temsilciler aracılığıyla devleti yönetmesi anlamına gelir. Halbuki katılımcı eleştiri bölümünde belirtildiği üzere uygulamada vatandaşların ülke yönetimindeki rolü, 4-5 yılda bir oy kullanarak kendilerine sunulan seçeneklerden birine mahkûm olması şeklinde cereyan etmektedir. Yarı doğrudan demokrasi araçlarının da dünya genelinde etkili bir şekilde kullanıldığı söylenemez. Halkın çeşitli toplumsal baskı yollarıyla ülke yönetimine etki etmesi ise özellikle önceki bölümde zikredilen medya ve propaganda ağı sebebiyle oldukça sınırlıdır. Üstelik politikacıları etkileme konusunda demokrasinin gerçek sahibi olarak görülen geniş halk kitleleri yerine sermaye sahibi azınlığın çok daha etkili bir baskı grubu teşkil ettiği de unutulmamalıdır. 

C. Özgürlük-Güvenlik Terazisinde Güvenlik Kefesinin Ağır Basması

Dünyada son dönemde şiddetlenen bölgesel ve küresel çatışmalar, güvenlik kaygılarının artmasına sebep olmuştur. Nitekim yoğun bir göç dalgasıyla karşılaşan Avrupa ve ABD’de aşırı sağ ve göçmen karşıtlığı güç kazanmıştır. Modern demokrasinin beşiği olarak kabul edilen Batı Avrupa’da aşırı sağcı veya sağ popülist partiler büyük bir başarı sağlamaktadır.  Son dönemde gelişen bu ikilem neticesinde dünyada parmakla gösterilen demokratik rejimlerde dahi çatlak oluşma riski gündemdedir. Aşırı sağcı söylemler siyaset arenasında gitgide görünürlük kazanmakta ve devlet politikalarına şekil vermektedir. Aşırı sağın ve sağ popülizmin güç kazanması, genellikle merkez sağcı ve liberal partilerin kan kaybetmesiyle gerçekleşmektedir. Bu durum seçmenlerin artık güvenlik kaygılarını kişisel özgürlüklerine yeğlediklerini gösteren bir delil olarak kabul edilebilir. Ayrıca söz konusu ülkelerde savunma harcamalarında ciddi artışlar olması da yine kayda değer bir veridir. 

Bu noktada, aşırı sağ tehdidinin militan demokrasi anlayışıyla bertaraf edilebileceği argümanı gündeme gelebilir. Bununla birlikte, aşırı sağ partilerin aşırı sağ olarak nitelendirilmeleri ile demokrasiye yönelik bir tehdit oluşturup antidemokratik faaliyetler yürütmeleri arasında doğrudan bir ilişki bulunduğu açıktır. En nihayetinde bu meselelerde verilen kararlar da bu tarz fikir yürütmelere dayanmaktadır. Dolayısıyla bu yargılar üzerinden bir siyasi partiyi kapatmak veya politikacılara siyaset yasağı getirmek, demokrasinin temel mantığıyla bağdaşmaz. Ayrıca, demokratik rejimi korumak bahanesiyle yapılan yasaklamalar da otoriter bir görünüm arz eder. Özetle bilhassa Avrupa’da yükselen aşırı sağ, demokrasinin gelecekte yüzleşmek zorunda kalacağı bir çıkmazdır; bu sorunu militan demokrasi anlayışına başvurarak çözmek ise demokratik bir yöntem değildir.

D. “Gerçek” Demokrasi Sorunsalı

Genellikle demokratlar; gerçek demokrasinin içeriğinin insan hakları, temel hak ve özgürlüklerin korunması, ifade özgürlüğü, azınlık hakları gibi değerlerden oluştuğunu kabul ederler. Halbuki son dönemde, özellikle de İsrail-Filistin çatışması sonrası gelişen süreçte, bu değerlerin ikiyüzlü bir biçimde kullanıldığı ve aslında hiçbir devlet tarafından gerçekten benimsenmediği fikri yaygınlık kazanmaya başlamıştır. Zira ilgili BM kararlarına, Uluslararası Adalet Divanı ve Uluslararası Ceza Mahkemesinin açıklamalarına rağmen İsrail; yoğun insan hakkı ihlallerini, Filistin topraklarındaki işgalini ve soykırıma varan uygulamalarını “demokratik” ülkelerin desteğiyle sürdürmektedir. Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde Filistin yanlısı protestolardaki polis şiddeti kameralara yansımış ve birçok protestocu gözaltına alınmıştır. ABD’de Filistin yanlısı gösterilere katılan veya sosyal medyada bu yönde paylaşımlar yapan yabancı öğrencilerin vizeleri iptal edilebilmektedir (16).

Sonuç olarak eğer demokrasinin içi ifade özgürlüğü ve insan hakları gibi değerlerle dolduruluyorsa önceki başlıkta ifade edildiği üzere bugün, dünyada “gerçek” demokrasi olarak kabul edilebilecek rejim sayısı birkaç ülkeyle sınırlıdır. Bu durumda da demokrasi iddia edildiği gibi dünya çapında kabul gören bir yönetim biçimi olarak addedilemez. Genellikle homojen toplumlarda, sıcak çatışma sahasından uzak veya müreffeh ülkelerce kusursuz biçimde uygulanabilen bu rejimin tüm dünya için örnek bir rejim olarak gösterilmesi de gerçekçi değildir. Bir rejimi diğerlerine göre tercih edilebilir kılan; zorluklar, çatışmalar ve problemler karşısında daha iyi çözümler sunabilmesidir. Ancak günümüz dünyasında demokratik olma iddiasını taşıyan rejimler, bu konuda çok kötü bir sınav vermektedir. İkinci bir ihtimal olarak eğer demokrasiyi yalnızca halkın ülke yönetimine etkin bir biçimde katılmasına indirgersek demokrasi de tıpkı diğer yönetim biçimleri gibi tartışılmaya, revize edilmeye, eleştirilmeye açıktır çünkü kutsal bir değer ya da korunması zorunlu bir güvence değildir. Zira demokrasiyle yönetilen birçok devlet; tarihte benzeri görülmemiş insanlık dışı uygulamalara sebep olmakta, kendi ülkesinde de özgürlükleri keyfi olarak sınırlandırmaktan çekinmemektedir. Dolayısıyla bize daha yaşanabilir bir devleti sağlayan değerler, temel hak ve özgürlüklerin korunması veya keyfiliğin önlenmesi ise uğruna mücadele verilmesi gereken de bunlardır. Yoksa manipüle edilmiş insanlardan oluşan bilgisi kısıtlı bir topluluğun temel içgüdülerin ötesine varmayan düşüncelerle hareket ederek 4-5 yılda bir sandıkta birtakım partilere oy atması, bir ülkenin daha iyi yönetilmesini veya o ülkenin vatandaşlarının daha özgür olmasını sağlamaz. 

E. Popülizm

Popülizm, tüm yönetim biçimleri için bir tehdit oluşturabilir ancak en yoğun etkisini demokrasi rejimi altında gösterir. Zira demokrasilerde politikacıların görevlerine devam edebilmesi halkın onayına bağlıdır, onlar da bu onayı almak için âdeta her yolu denerler. Popülizm de bu uğurda başvurulabilecek belki de en kolay yöntemdir. Çünkü biz-onlar ayrımı yapmak suretiyle devletin tüm sorunlarının sebebi olarak belirli bir grubu-topluluğu işaret etmek, kapsamlı politikalar hazırlanmasına gerek kalmadan iktidar yolunu açabilmektedir. Popülist rejimler genellikle kurumsal kontrol-denge mekanizmalarının ve yargı bağımsızlığının zayıflamasına sebep olur (17). Popülizm, uzlaşma yerine kutuplaşmayı ön plana çıkarır. Popülist iktidarlar, rasyonel politikalarla değil halkın belli bir kesimini tatmin edecek duygusal kararlarla devleti idare eder. 

Günümüzde sağ popülizm (genellikle Avrupa’da) ve sol popülizm (genellikle Güney Amerika’da) dünya genelinde etkisini iyiden iyiye hissettirmektedir. Özellikle 2000’lerden itibaren popülist partilere destek, gözle görülür bir biçimde artmıştır (18). Demokrasinin en önemli sorunlarından biri olan popülizm, önceki başlıkta ifade ettiğimiz demokratların gerçek demokrasisinden uzaklaşmasına neden olur. Zira araştırmalara göre popülist liderlerin yalnızca %34’ü adil ve özgür seçimler sonucunda veya görev süreleri sona erince görevlerinden ayrılırlar ve popülist hükümetlerin popülist olmayan hükümetlere göre demokratik kurumlara zarar verme olasılığı yaklaşık dört kat daha yüksektir (19). Yani demokrasinin en fazla ön plana çıkarılan özelliklerinden biri olan iktidarın barışçıl yollarla el değiştirebilmesi, popülizmin etkili olduğu demokrasilerde geçerliliğini önemli ölçüde yitirir. Ayrıca popülizm; sadece popülist partilere ve politikacılara ilişkin bir problem değildir, demokrasiyle yönetilen her devletin yüzleşmesi gereken acı bir hakikattir. 

F. Demokrasiyle Yönetilmek İstemeyen Bir Halk Yine de Demokrasiyle Yönetilmeli midir?

Aslında bu soru, demokrasi açısından çok temel bir sorudur. Çünkü diğer yönetim biçimlerinden farklı olarak demokrasinin meşruiyeti halka dayandırılır. Dolayısıyla bir halk, demokratik bir rejim altında yaşamayı tercih etmiyorsa bu tercihe saygı duymak demokrasinin bir gereğidir. Yani militan demokrasi bahsinde de değinildiği üzere demokrasiyi dayatmak, demokrasinin doğasıyla bağdaşmaz.

Demokrasinin halk tarafından tercih edilmemesi, sanıldığının aksine farklı coğrafyalarda rastlanılabilen bir durumdur. Örneğin Katar’da 2024 yılında gerçekleştirilen referandumda %90,6 oyla Şûra Konseyi üyelerinin yasama seçimiyle seçilmesi yerine Emir’in ataması yoluyla göreve gelmesi esası kabul edilmiştir. Dünyada Rusya örneğinde olduğu gibi büyük halk desteğine sahip otoriter rejimler bulunmaktadır. Bunun dışında askeri rejimler de zaman zaman halkın önemli bir bölümü tarafından desteklenebilmektedir. Örneğin Mısır’da 2014, 2018 ve 2023 yılında yapılan seçimlerde Sisi oyların ezici çoğunluğunu toplamıştır. Tabii ki Mısır’da askeri rejimin baskısı altında düzenlenen seçimler adil ve özgür değildir ancak yapılan araştırmalar da Mısır halkının politikacılardan çok orduya güven duyduğunu göstermektedir (20). Latin Amerika’da yapılan anketler de halkın büyük bir kısmının demokrasi konusunda kuşkulu olduğunu ve bir bölümünün de otoriter rejimleri desteklediğini ortaya koymaktadır (21) .

Görüldüğü üzere demokrasi her zaman ve her yerde iştiyakla kabul edilen ve desteklenen bir yönetim biçimi değildir. Üçüncü başlıkta değindiğimiz artan güvenlik endişeleri de göz önünde bulundurulduğunda politikada demokratik olmayan görüşlerin daha da güçlenmesi oldukça muhtemeldir. Dolayısıyla halkın iradesini üstün tutan klasik demokrasi anlayışı kabul edildiği takdirde halkların demokrasi aracılığıyla demokratik rejimlerden uzaklaşması, imkân dahilindedir. 


Sonuç

Demokrasi, tıpkı diğer yönetim biçimleri gibi bünyesinde çeşitli sıkıntılar barındırır. Bunlardan en önemlileri; medya ve propaganda tarafından yönlendirilen seçmenin aslında kendi iradesiyle karar almaması, popülizmle hareket eden iktidarların ülkenin geleceğini olumsuz etkilemesi ve temsili demokrasilerde gerçekten bir halk yönetiminden söz edilememesidir. Ayrıca uzmanlık gerektiren alanlarda halkın gerekli bilgiden yoksun oluşu da demokrasi açısından önemli bir sorundur. Dünyada son dönemde güvenlik kaygılarının önem kazanması sonucunda otoriter-popülist rejimlerin ortaya çıkma riski artmıştır, bu durum da demokrasi açısından bir tehdit oluşturmaktadır. Dolayısıyla gelecekte günümüzdeki demokratik rejimlerin ortadan kalkma ihtimali bulunmaktadır. Demokrasinin dönüştürülmesi ya da değiştirilmesi için eleştirilmesi şarttır. 

Sonuç olarak, tüm bu değerlendirmeler ışığında şu sorunun da tartışmaya açılması gerekmektedir: Demokrasi yerine ne öneriyoruz? Esasen bu salt teorik bir tartışmadır. Çünkü bugün “gerçek demokrasi” olarak nitelendirilmeyen her rejim aslında demokrasiye alternatiftir. Ayrıca örnek vermek gerekirse teknokrasi idaresinin yukarıda demokrasinin problemleri olarak ifade ettiğimiz hususların önemli bir kısmını çözüme kavuşturacağı söylenebilir. Ancak bu yönetim biçiminin bugüne dek dünyada sınırlı örneği görülmüştür. Dolayısıyla bu şekilde, uzmanlar tarafından devletin idare edileceği bir yönetim biçimini havsalamız almamaktadır. Zira örneğin demokratik rejimlerin bulunmadığı 12. yüzyılda yaşayan bir kimse için de halkın tamamının oy kullandığı ve siyasi otoritenin kimler tarafından oluşturulacağını belirlediği bir sistem imkânsız gibi görülebiliyordu. Halbuki bugün bu yönetim biçimi, bazıları tarafından vazgeçilmez addedilebilmektedir. Dolayısıyla bir ütopya kurgulamaktansa güncel demokratik rejimlerin problemleri üzerine kafa yormak daha isabetlidir. Sonuç olarak günümüz demokrasisinde gözlemlediğimiz sorunlar, yarının dünyası inşa edilirken dikkate alınmalıdır. Bünyesinde bunca problem barındırmasına rağmen bugün demokrasiyi tercih etmemizin sebebi ise diğer rejimlerin de sakıncalı yönlerinin bulunmasıdır. Zira demokrasi, şimdiye kadar tatbik edilen diğer yönetim biçimlerinden sonra en kötü yönetim biçimidir (22).


Dipnotlar

1- Oktay Uygun, Demokrasi, On İki Levha Yayınları, Ekim 2020, s. 51

2- A.g.e., s. 103-104

3- Arslan Topakkaya-Bengü Özyürek Şahin, Sakıncalı Rejim Demokrasi: Platon-Aristotales Örneği, FLSF (Felsefe ve Sosyal Bilimler Dergisi), 2015 Güz, sayı: 20, s. 198

4- Platon, Devlet, İş Bankası Yayınları, 2010, Çevirenler: Sabahattin Eyüboğlu-M. Ali Cimcoz, s. 182

5- A.g.e., s. 292

6- Oktay Uygun, a.g.e., s. 188

7- Joseph Schumpeter, Capitalism, Socialism and Democracy, Routledge, 2003, s. 253-254

8- A.g.e., s. 262

9- A.g.e., s. 263

10- Edmund Burke, Reflections on the Revolution in France, McMaster University, s. 79

11- A.g.e., s. 103-104

12- Vladimir Lenin, Devlet ve Devrim, Yordam Kitap, 2. Baskı, Ocak 2016, s. 60-61

13- Antonio Gramsci, Workers’ Democracy, L’Ordine Nuovo

14- Herbert Marcuse, An Essay on Liberation, Marxists Internet Archive, s. 69-70

15- Herbert Marcuse, One Dimensional Man, Marxists Internet Archive, s. 14

16- Gedeon, J. (2025, June 24). Rubio boasts of canceling more than 300 visas over pro-Palestine protests. The Guardian. https://www.theguardian.com/us-news/2025/mar/27/state-department-visas-pro-palestine-protesters

17- Interdisciplinary Journal of Research and Development, The Impact of Populism on Democratic Institutions: A Comparative Analysis, Vol 12 No 1 / March 2025, s. 101

18- McCarthy, N. (2018, November 22). InFOGRAPHIC: Populism becoming more popular in Europe. Statista Daily Data. https://www.statista.com/chart/16180/europeans-living-under-governments-with-at-least-one-populist-in-cabinet/

19- Tony Blair Institute, The Populist Harm to Democracy: An Empirical Assessment, Aralık 2018, s. 3-4

20- Arab Barometer tarafından 2018-2019 yıllarında yapılan çalışmaya göre Cezayir, Irak, Filistin, Ürdün, Tunus, Fas, Kuveyt, Sudan, Lübnan, Mısır ve Yemen'de halkın %49,4'ü silahlı kuvvetlere çok güvendiğini, %26’sı ise önemli ölçüde güven duyduğunu ifade etmiştir. Bu oranlar Mısır’da %57 ve %27,3 olarak belirlenmiştir. Pew Research Center’ın 2014 yılında hazırladığı rapora göre Mısır halkının %54’ü Mursi’nin ordu tarafından görevden alınmasını desteklemektedir. Aynı rapora göre 2013 yılında halkın %73’ü, 2014 yılında ise %56’sı ordunun Mısır’ın gidişatına olumlu etki ettiğini düşünmektedir. 

21-  Latinobarometro’nun 2024 yılında yayınladığı rapora göre Latin Amerika’da halkın sadece yarısına yakını demokrasiyi tercih edilebilir olarak nitelendirmektedir. Meksika, Kolombiya, El Salvador, Bolivya, Brezilya, Peru, Paraguay, Ekvador, Honduras ve Guatemala’da bu oran %50’nin altındadır. Aynı araştırmada halkın yaklaşık %15’inin otoriter rejimleri tercih ettiği görülmektedir. – Latinobarometro Informe 2024, s. 29-30 

22-  “Demokrasinin denenen diğer yönetim şekilleri dışında en kötü yönetim şekli olduğu söylenir.” – Winston Churchill