GİRİŞ
30 Ocak 1649 tarihinde I. Charles idam edildiğinde; İngiltere sadece mutlakiyetçi bir hükümdarını kaybetmekle kalmadı, asırlardır biriken hukuki geleneği de zedelendi. Yedi yıl süren İç Savaş’ın meydana getirdiği bu iktidar boşluğu ve kaos ortamı, İngiliz tarihinin en kritik kırılmalarından bazılarına sahne oldu. Bir yanda yepyeni bir cumhuriyet düzeni kurmak isteyen Tesviyeciler Hareketi (Levellers) varken diğer yanda Oliver Cromwell liderliğindeki ordunun otoritesi yükseliyordu.
Cromwell, kralın idamından 4 sene sonra, yani 1653 yılında, Hükümet Senedi (Instrument of Government) adlı bir anayasayı yürürlüğe koyarak kendini mutlak hâkim ve Koruyucu Lord (Lord Protector) konumuna getirdi. Bu belge, bir tür toplum mühendisliği misali topluma yukarıdan dayatılan katı ve yapay bir kurguydu. Oysa ünlü yargıç Sir Edward Coke’un da belirttiği üzere, Common Law sistemi, egemen bir siyasi gücün anlık bir ürünü değil, uzun zamandır biriken gelenek ve içtihatların organik bir parçasıydı. (1) Bu yazı, eski köklere sahip bir hukuki geleneğin askeri bir gücün kılıcıyla dayatılan yapay bir metne gösterdiği direnişi ve Hükümet Senedinin amansız çöküşünü incelemektedir.
İlk bölümde Common Law geleneğinin asırlardır süregelen evrimi, ikinci bölümde İç Savaş’ın meydana getirdiği kriz ortamında Tesviyeciler ile askeri diktatoryanın anayasal görüşleri arasındaki çatışma, üçüncü bölümde ise Hükümet Senedinden hareketle bu yapay metnin gelenek karşısında neden varlık gösteremediği ve tarihte nasıl anayasal tekil bir istisna olarak kaldığı ortaya koyulacaktır.
İngiliz İç Savaşı’nın ardından dikte edilen Hükümet Senedinin neden şiddetli bir uyumsuzluk içinde olduğunu anlamak için metnin karşısında olan geleneği tanımak gerekir. İngiltere, diğer birçok alanda olduğu gibi hukuk alanında da dört başı mamur bir devlettir. İngiltere hukuku, asırlardır kendi iç dinamikleriyle büyümüştür. İngiltere bu yönüyle Roma’nın altın çağı olan MÖ 2-3. yüzyıllar arasına benzetilebilir. Çünkü o zamanlar hukuk, meclislerden ziyade Praetor (yargıçların) ve hukuk bilginlerinin günlük hayatın sorunlarına bulduğu pratik çözümlerle büyümüştür. Tıpkı Common Law yargıçları gibi, Roma bilgeleri de masa başında yasalar oluşturmamış, somut davaları çözerek içtihat hukukuna kök salmışlardır.
Bu organik direnişin kökleri, aslında 13. yüzyıla dek uzanır. O zamanlar İtalya, Fransa, İber ve Roma Cermen topraklarını kapsayan Kıta Avrupası topraklarında Roma hukuku uygulanırken, İngiliz yargıçları bu sisteme kapılarını kapatmıştı. Ünlü hukukçu ve rahip Henry Bracton’un 1227 tarihli not defterlerindeki kayıtlarda görüldüğü gibi; yargıçlar karşılaştıkları bir sorunu çözerken Roma’nın hazır sistemini almak yerine kendi yerel ve yaşanmış emsallerini arıyorlardı. (2) Tabii ki entelektüel etkileşimler olmuştu. Hatta, dış ticarete bakan denizcilik mahkemelerinin özünde Roma Hukukuna dayandığı bilinmektedir. (3)
Ayrıca Hükümet Senedinden yaklaşık yarım asır evvel 1607 tarihli ünlü Yasaklar Davası’nda (Case of Prohibitions), Kral I. James, mertebesine güvenerek yargının başına bizzat oturmak istediğinde, Başyargıç Coke, onu durdurmuş ve Bracton’ın da savunduğu “Kral, hiçbir insana tabi değildir ama Tanrı’nın ve hukukun yönetimi altındadır.” görüşünü hatırlatmıştır. Yüzyıllardır gelen bu gelenek netti ve herhangi bir dünyevi güç hukuku yeni baştan yaratamazdı.
Albert Venn Dicey’in yüzyıllar sonra “hukukun üstünlüğü” olarak isimlendireceği yapının (4) parçası olan Common Law, yüzyıllardır İngiltere’nin ayakta kalmasını sağlayan en önemli ve sarsılmaz etkenlerden birisi olarak karşımıza çıkar, ta ki 1640’larda kopan İç Savaş bu eski geleneği kesintiye uğratana dek.
KRİZ ORTAMI VE TESVİYECİLER
Savaşın asıl yıkıcı etkileri, yalnız savaş meydanında vuku bulmadılar. Savaş, aynı zamanda hukuku da derinden etkiledi. Eski düzenin yıkılmasıyla bir otorite boşluğu meydana gelmişti. Fukuyama üzerinden okunduğunda bu an, bir geleneğin kopuşuydu. Ordunun yönetime el atması ve askeri güce dayalı yeni bir sistem kurma çabaları, birçok çatışmayı da beraberinde getirdi. Organik hukukun yerini alacak yeni düzenin inşası, ordu içinde iki zıt anayasal vizyonun çatışmasına neden olmuştu.
Bir tarafta John Lilburne öncülüğündeki Tesviyeciler hareketi, İngiliz tarihinde bir ilk olan Halkın Anlaşması (An Agreement of the People) adlı sivil anayasa taslağıyla yeni bir model öneriyordu. Bu model; halk egemenliği, doğal haklar, eşitlik ve mülkiyet şartı aranmaksızın oy hakkı ilkelerine dayanmaktaydı. Diğer tarafta ise, Cromwell ve damadı Henry Ireton liderliğindeki askeri kanat, siyasi hakların ve devlet yönetiminin yalnızca belirli bir mülkiyete sahip olanların izninde kalması gerektiğini savunan bir idare anlayışını temsil ediyorlardı. Burada garip bir husus vardır. Oliver Cromwell, askeri bir diktatörlük peşinde olmasına rağmen soyluların topraklarını müsadere etmekten kaçınmıştır. Bunda kendisinin de bir toprak zengini olması hususu etkili olmuştur.
Başta beraber hareket eden bu iki zıt anayasal vizyon (Cromwell ve Tesviyeciler), 1647 yılında gerçekleşen Putney Tartışmalarında (Putney Debates) karşı karşıya gelmişlerdir. Tesviyeciler, yönetimin meşruiyetini mülkiyete değil, bireyin doğal rızasına dayandırarak her insanın kendi rızasıyla kendisini o idarenin altına koyması gerektiğini savunmuştur. Buna karşılık Ireton, mülkiyete dayanmayan genel oy hakkının, asırlık toprak mülkiyeti düzenini bozma tehlikesi taşıdığını ileri sürerek o zamana göre bu radikal talepleri reddetmiştir.
Tartışmaların ve uzlaşma çabalarının sonuçsuz kalması üzerine Cromwell, ordudaki Tesviyeci unsurları tasfiye ederek karşısındaki anayasa girişimini askeri güçle sonlandırmıştır. Tesviyecilerin doğal haklar ve demokratik istekleri bastırıldığında anayasal krizin çözümü askeri diktatoryanın tekelinde kalmıştır. Bu siyasi tasfiye, İngiliz hukuk tarihinde kriz anında ortaya çıkan ve temeli olmayan Hükümet Senedinin ilan edilmesine zemin hazırlamıştır.
HÜKÜMET SENEDİNİN BAŞARISIZLIĞI
Hükümet Senedi, ilan edildiği 1653 yılında İngiltere tarihinin ilk ve tek yazılı anayasası olarak tarihe geçti. Lakin bu metin, daha önce belirtildiği gibi bir temele sahip değildi. Belgeyi kaleme alan “Binbaşı” John Lambert ve bir grup subay tarafından (yani dar bir askeri çevre tarafından) oluşturulmuştu. Fukuyama’nın kurumsal bir analizine göre, siyasal bir kurumun meşruiyet kazanabilmesi için toplumdaki yerleşik normlarla ve hukuk bilinciyle uyumlu olması gerekir. Hükümet Senedi, en başından bunlardan yoksundu demek yanlış olmaz. Senet; yargıçların içtihatlarıyla korunan esnek yapıya karşı, karşı çıktığı kraliyetin merkeziyetçiliğini de geçerek muazzam bir otorite dayatmıştı.
Tabii ki en başta bu belgenin başarısızlığını içeriğiyle açıklamak en doğrusu olacaktır. Hükümet Senedi, Cromwell’i neredeyse mutlak yetkilerle donatmıştı. Bu model, Common Law yargıçlarının uzun zamandır savunduğu “hukukun kraldan üstünlüğü” ilkesini askıya almıştı. Fukuyama’nın da külliyatında defalarca eleştirdiği üzere: toplumsal rızaya ve tarihsel sürekliliğe dayanmayan herhangi bir tepeden inme düzenleme, meşruiyet krizini aşamaz.
Bunu daha iyi anlamak için Hükümet Senedinden özellikle 3 maddeye göz atmamız gerekir. Senedin 18. maddesi, seçimlerde oy kullanabilmek veya parlamentoya seçilebilmek için kişilerin en az 200 sterlin değerinde taşınır veya taşınmaz mülke sahip olması şartını koşar. Bu, Tesviyecilerin vurguladığı, eşitlik ilkesiyle uyuşmaz. Madde 27, daimî ordu ve vergi gaspıyla alakalıdır. Devletin güvenliği için otuz bin kişilik sürekli bir ordunun kurulması ve bu ordunun masraflarının karşılanması için parlamento onayı olmadan halktan düzenli vergi toplanması esaslı bu militarist madde, Common Law geleneğiyle zaten temelde uyuşmamaktadır. Çünkü hükümdarların boyunduruğu altındaki ordulara karşı yerel güçlerin savunulması gelenekselleşmiştir. Kaldı ki parlamentosuz vergi toplamak, Magna Carta’dan beri, İngiliz anayasal direnişinin kırmızı çizgisidir. İç Savaş, zaten, Kral I. Charles izinsiz vergi topladığı için çıkmışken Hükümet Senedi aynı zorbalığı resmi bir belge üzerinden kurgulayarak kendini intihara sürüklemiştir. İncelenmesi gereken son madde ise en vahim olanıdır: Madde 1. İçeriğine bakıldığında toprakların yürütme yetkisi tek bir kişiye verilmiş ve bu görevin ömür boyu süreceği yazılmıştır. İngiliz Devrimi, iktidarı sınırlamak için yapılmışken bu madde, kralın ismini silip yerine Lord Protector sıfatını getirmiştir. İngiliz halkının zihninde, bunun aksine, babadan oğula geçen bir kraliyet kutsallığı varken bu, yalnızca diktatör bir unvan olarak kaldı. (5)
İngiliz hukuk sisteminde Hükümet Senedinin tarihte anayasal tekil bir istisna olarak kalmasının bir diğer nedeni ise İngiliz hukuk sistemine karşı gösterdiği dirençtir.
SONUÇ
Hükümet Senedi, toplumsal bir sözleşmeden ziyade askeri bir belge niteliğinde olduğu için Cromwell’in ölümüyle birlikte dayandığı tek güç kaynağını yitirip hızla çökmekle kalmamış, kişiler üzerinden yürüyen bir sistemin geçici, içtihat üzerinden yürüyenlerinse baki olduğunu göstermiştir. Bu başarısızlık, yazılı bir anayasa yapma konusundaki isteksizliği pekiştirmekle kalmamış, esnek anayasal düzene dönüşü de hızlandırmıştır.
Kaynakça
UYGUN Oktay, "Hukukun Üstünlüğü İlkesi", Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. XIX, Özel Sayı, 2022, İstanbul, ss. 521-558
BRACTON Henry de, Note Book
Encyclopedia Britannica, Maritime Law, https://www.britannica.com/topic/maritime-law
YAYLALI Mustafa, "Hukuk Devleti ve Hukukun Üstünlüğü Kavramları: Albert Venn Dicey ve Hans Kelsen", Liberal Düşünce, Yıl: 23, S. 91-92, 2018, Ankara, ss. 101-119
The Cromwell Association, The Instrument of Government (full text), https://www.olivercromwell.org/wordpress/the-instrument-of-government/